top of page

GENOMDAN KUANTUMA: DÖRT ÇALIŞMA İLİŞKİSEL DÜZENİN GÜCÜNÜ GÖSTERİYOR

3 saat önce
3 dakikada okunur

Bir varlığı anlamak için parçalarını tanımak yeterli midir? Genleri sıralar, atomları sayar, bireyleri listeleriz. Fakat sistemin nasıl davrandığını sorduğumuzda tablo değişir. Genomun katlanma biçimi, karmaşık bir ağın kritik eşikleri, kuantum devresindeki geri besleme ve bilgiyi taşıyan atıf ilişkileri, birbirinden çok farklı alanlarda aynı yöntemsel soruyu öne çıkarıyor: Parçalar arasındaki düzeni yeterince hesaba katıyor muyuz?

Bugün seçtiğim dört çalışma 8–9 Ekim 2026'da yayımlandı; dolayısıyla taramayı yedi güne genişletmek gerekmedi. Tamamı hakemli özgün araştırma. Hiçbiri diğerinin kanıtı değil ve birlikte tek bir evrensel ontoloji ispatlamıyor. Yine de ilişkilerin bilimsel açıklamadaki ağırlığını göstermeleri bakımından yan yana okunmayı hak ediyorlar.

Genomun kaderi yalnız DNA dizisinde mi yazılı?

İlk çalışma, Viyana Üniversitesi'nden Thea F. Rogers ve arkadaşlarının ahtapot, kalamar ve mürekkep balığı genomlarını karşılaştırdığı araştırma. DNA çoğu zaman harflerden oluşan doğrusal bir metin gibi anlatılır. Oysa hücre çekirdeğinde üç boyutlu katlanır; birbirinden uzak diziler, fiziksel temas kurduklarında genlerin ne zaman çalışacağını etkileyebilir.

Ekip, farklı tür, doku ve gelişim evrelerinde kromatin temaslarını ve gen ifadesini ölçtü. Büyük kromatin bölgelerinin önemli ölçüde korunduğunu, buna karşılık yüzlerce küçük kromatin halkasının türe ve bağlama göre değiştiğini buldu.

Düzenleyici bir bölgenin CRISPR ile devre dışı bırakılması da uzun mesafeli temasların sinir sistemi gelişimi açısından işlevsel olabileceğini gösterdi.

Araştırmacıların “düzenleyici iç içe geçme” dediği süreç, genomun evrim içinde kazandığı bağlantıların zamanla yeni kısıtlar oluşturabileceğine işaret ediyor.

Ancak bu, ahtapot zekâsının tek nedeninin kromatin halkaları olduğu anlamına gelmiyor; buradaki iç içe geçme, kuantum dolanıklığı da değil. Nature

Bir sistemin çöküşünden önce ilişkiler değişir mi?

İkinci çalışmada Peng Zhang, Jun Fu ve Rolf Findeisen, karmaşık sistemlerin ani durum değişikliklerini daha erken fark etmenin yolunu araştırdı.

Elektrik ağlarının, ekosistemlerin ya da başka bağlantılı sistemlerin kritik bir eşiğe yaklaşıp yaklaşmadığını anlamak zordur; özellikle önceden etiketlenmiş çöküş örnekleri yoksa.

Araştırmacılar, üretici difüzyon modellerinin olası gelecekler üretirken sergilediği belirsizliğe baktı.

Test edilen üç ağlı sistemde belirli bir modelin tahmin belirsizliği, kritik geçiş yakınında yerel bir düşüş gösterdi. Akdeniz verilerinde de benzer işaretler görüldü.

Fakat bu, bütün yapay zekâ modellerinin her çöküşü öngörebildiği anlamına gelmez. Sonuç, kullanılan model mimarisine ve eğitim verilerinin temsil ettiği dinamiklere bağlıdır.

Çalışmanın değeri kesin kehanette değil, etiket gerektirmeyen tamamlayıcı bir erken uyarı göstergesi önermesindedir. Nature

Kuantum karmaşasından düzen doğabilir mi?

Üçüncü araştırma Nature Physics dergisinde yayımlandı.

Bibek Pokharel ve çalışma arkadaşları, IBM'in süperiletken kuantum işlemcisinde 100 kübite kadar uzanan devreler kurdu.

Bir yanda kuantum bilgisini karmaşık biçimde karıştıran işlemler; diğer yanda devrenin içindeki ölçümler, sıfırlamalar ve sonuçlara göre değişen geri besleme adımları vardı.

Bu iki etkinin yarışması, deneyde kaotik ve denetim altında tutulan davranışlar ile kuantum ve klasik dinamiklere ilişkin belirgin kritik geçiş işaretleri oluşturdu.

Araştırmacılar yaklaşık beşer bin dolanıklık oluşturan kapı ve ölçüme bağlı devre işlemini kullanarak evrensel kritik özellikleri tahmin etti.

Buradan “bilinç ölçümle evreni seçiyor” sonucu çıkmaz.

Gösterilen şey, programlanmış kuantum devrelerinde etkileşim, ölçüm ve geri beslemenin kolektif davranış rejimini değiştirebilmesidir. Nature

Bilginin tarihi de bir ilişkiler ağı mı?

Dördüncü araştırmada Sadamori Kojaku ve arkadaşları, bilimsel makalelerin, patentlerin ve ABD mahkeme kararlarının atıf ağlarını karşılaştırdı.

Üçü birbirinden farklı kurumlarda üretilen bilgi biçimleridir.

Yine de eski metinlere yapılan atıfların dağılımında ve bazı eserlerin yıllarca görünmez kalıp sonra dikkat çekmesinde ortak istatistiksel örüntüler saptandı.

Araştırmacıların topluluk merkezli modeli, bir eserin geçmişte biriktirdiği atıfları, kendi etkisini ve yeni çalışmaların bilgi uzayında ona yakınlığını birlikte hesaba katıyor.

Böylece kolektif dikkat hareketlerinin, tek bir eserin gelecekteki görünürlüğünü nasıl etkileyebildiği daha iyi açıklanıyor.

Ancak atıf almak hakikatin ölçüsü değildir; model bilim, hukuk ve patentlerde aynı ontolojik yasanın bulunduğunu da kanıtlamaz.

Gösterdiği, bilginin dolaşımının topluluk ilişkilerinden bağımsız okunamayacağıdır. Nature

Bilimsel bulgudan felsefi yoruma

Buraya kadar anlattıklarım, araştırmaların sınırları içinde kalan bilimsel bulgulardır. Şimdi yorum başlıyor.

Vahdet-i vücud açısından çokluk ile birlik arasındaki ilişki, bu bulgularla yalnızca felsefi bir benzerlik içinde düşünülebilir.

Kromatin halkası, atıf ağı veya kuantum devresi, metafizik bir birliğin laboratuvar kanıtı değildir.

Sicim ve M-teorisiyle de doğrudan bir bağlantı yoktur: Araştırmalar ek uzay-zaman boyutlarını sınamamıştır.

Türker Kılıç'ın Bağlantısal Bütünsellik yaklaşımı ise bu çalışmaları okurken yararlı bir mercek sunar.

Bir sistemi tanımak, yalnızca öğelerini saymak değil, öğelerin hangi bağlamda, hangi bağlantılarla ve hangi zaman ölçeğinde birlikte davrandığını anlamaktır.

Benim Post-Metafizik Ontoloji önerim bu açıklama ilkesinden hareketle daha geniş bir soru soruyor:

Gerçeklik, tekil nesnelerden ziyade olaylar ve ilişkiler ağı olarak düşünülebilir mi?

Bu çerçevede benlik kalıcı bir tözden çok süreklilik kazanan bir örgü; yaşam, enformasyonun maddi öz-örgütlenmesi; zaman ise olayların ilişkisel düzeni ve deneyimidir.

Bütün, parçaları yok saymaksızın onların toplamından farklı bir açıklama düzeyi oluşturabilir.

“11'inci boyut” burada ne keşfedilmiş fiziksel bir katman ne de bilimsel olarak doğrulanmış bir Tanrı tanımıdır; ontolojik bütünlüğü düşünmek için kullandığım modelin adıdır.

Yeni bulguların açtığı düşünsel imkân kıymetlidir, fakat kanıt ile yorumun sınırı korunmalıdır.

Soruyu bu nedenle yeniden soruyorum:

Bir şeyin kimliğini yalnızca taşıdığı parçalar mı oluşturur, yoksa o parçaların tarihte ve zamanda kurduğu ilişkiler de onun ne olduğunu belirler mi?

 
 
 

Yorumlar


bottom of page