top of page
Gemini_Generated_Image_e0mnq2e0mnq2e0mn (1)_edited_edited.jpg

İLİŞKİLERİN GİZLİ DÜZENİ: BEYİN, AKTİF MADDE VE KUANTUM ZİNCİRLERİ

15 Eki
4 dakikada okunur

15 Ekim 2026

Dr. Ali KUL

11’İNCİ BOYUT | Bağlantısal Bütünsellik • Bilim • Ontoloji

Doğada düzen her zaman yüzeyde görünmez. Bir nöronun tepkisi düzensiz olabilir; buna rağmen içinde bulunduğu ağ kararlı bir yön haritası taşıyabilir. Aynı parçacıklardan oluşan bir malzemenin hareketi, onu oluşturan parçalar değişmeden, etkileşim koşulları değiştiğinde farklılaşabilir.

Belki de bilimsel soruyu yalnızca “Hangi parçalar var?” diye değil, “Bu parçalar hangi ilişkiler içinde davranıyor?” diye de sormamız gerekiyor.

14 Ekim 2026’da yayımlanmış dört hakemli özgün çalışma bu soruya dört ayrı pencereden bakıyor: kuramsal sinir ağları, deneysel motor korteks, kendiliğinden örgütlenen aktif madde ve süperiletkene bağlanan moleküler spin zincirleri.

Çalışmalar tek bir evrensel yasa keşfetmedi. Ancak her biri, kolektif davranışı açıklarken ilişkilerin geometrisini, etkileşim sırasını ve sistemin başlangıç koşullarını hesaba katmanın önemini gösteriyor.

Gizli simetri: Düzensiz nöronlar nasıl yön tutar?

Columbia ve Harvard üniversiteleriyle bağlantılı David G. Clark, L. F. Abbott ve Haim Sompolinsky, Nature Neuroscience dergisinde yön bilgisi taşıyan sinir ağlarına ilişkin matematiksel bir model sundu.

Klasik halka çekici (ring attractor) modellerinde farklı yönler, halka üzerindeki kararlı etkinlik durumlarıyla temsil edilir.

Sorun şu ki gerçek kemirgenlerdeki yön hücrelerinin tepkileri bu ideal halka kadar düzenli değildir.

Araştırmacılar, gerçek yön hücresi verilerinden hareketle oluşturdukları tekrarlayan ağ modellerinde, düzensiz görünen bağlantıların altında sürekli ve dairesel bir simetri bulunabileceğini hesapladı.

Tek tek hücrelerin yanıtları birbirine benzemese bile bütün ağ yaklaşık kararlı bir yön temsili sürdürebiliyordu.

Matematiksel özdeğer örüntüleri, bu gizli örgütlenmeyi araştırmak için olası bir işaret de öneriyor.

Bilimsel sonuç: Deneysel ölçümlerle uyumlu bir kuramsal açıklamanın mümkün olduğu gösterildi. Ancak fare beynindeki bütün gerçek sinapsların bu modele göre bağlandığı doğrudan kanıtlanmadı. Bilincin özü de keşfedilmedi. Nature

Hareketi başlatan hücre değil, hazırlanmış ağ

University of California San Diego’dan Qiyu Chen ve arkadaşları ise Nature dergisinde daha doğrudan bir deney yayımladı.

Öğrenilmiş bir kol hareketini gerçekleştiren farelerde, birincil motor korteksin belirli bir katmanındaki nöronlar iki fotonlu görüntüleme yöntemiyle izlendi.

Ardından holografik optogenetik yöntem kullanılarak, hareket başlamadan hemen önce etkinleşen yaklaşık 20 nöron eşzamanlı olarak uyarıldı.

Bu kısa uyarım, uygun koşullarda öğrenilmiş harekete benzeyen hareketler ve ilgili sinir etkinliği örüntüleri oluşturdu.

Fakat aynı müdahale her durumda sonuç vermedi.

Hayvan görevle ilgilenmediğinde etki kayboldu. Hareketin ardından etkinleşen başka nöronları uyarmak da benzer sonuç üretmedi.

Başlangıçtaki beyin durumu, sonucun önemli belirleyicilerinden biriydi.

Dolayısıyla “20 hücre hareketi yönetiyor” demek yanıltıcı olur.

Deney, belirli bir nöron topluluğunun doğru anda ve uygun ağ durumunda uyarılmasının hareket üretimine nedensel katkıda bulunabildiğini gösteriyor.

İnsandaki bütün gönüllü hareketlerin veya benliğin merkezi bulunmuş değildir. Nature

Kendiliğinden hareket eden yoğunlaşmalar

Leibniz Dresden, TU Dresden ve Augsburg Üniversitesi’nden Hossein Vahid, Jens-Uwe Sommer ve Abhinav Sharma, Communications Physics dergisinde başka bir ölçeğe geçti.

Bilgisayar simülasyonlarında birbirini çeken aktif Brown parçacıklarının yoğun damlacıklar oluşturduğunu, hareket etkinliğinin uzaydaki dağılımı değiştiğinde bu damlacıkların yüksek etkinlik yönüne ilerleyebildiğini buldular.

Etkinlik çok yükseldiğinde damlacıklar parçalanabiliyor veya seyrek faza dağılıyordu.

Parçacıklar yeniden toplanıp başka bölgelerde yeni yoğunlaşmalar kurabiliyordu.

Üstelik modelde bunu sağlamak için karmaşık biyokimyasal geri besleme döngüleri gerekmiyordu.

Çekim, kendiliğinden hareket ve etkinlik gradyanlarının etkileşimi yeterliydi.

Buradaki bilimsel sonuç, belirli fiziksel koşullarda öz-örgütlenmenin nasıl ortaya çıkabileceğine ilişkin hesaplamalı bir mekanizma sunulmasıdır.

Ancak ölçülen canlı hücre davranışı değil, bir parçacık modelinin simülasyonudur. Çalışma yaşamın kökenini açıklamaz veya yapay yaşam üretildiğini kanıtlamaz.


Kuantum zincirinin sonunda bütünün izi

Katerina Vaxevani ve çalışma arkadaşlarının Nature dergisinde yayımladığı deneyde, karbon temelli triangulen moleküllerinden oluşan spin-1 birimli antiferromanyetik zincirler süperiletkenle temas eden bir yüzeye yerleştirildi.

Taramalı tünelleme spektroskopisiyle zincir uçlarında beliren kesirli spin-1/2 durumları incelendi.

Dikkat çekici sonuç, zincirdeki birim sayısının tek veya çift olmasına göre süperiletkenle kuplajın değişmesiydi.

Tek sayılı kısa zincirler, süperiletken enerji aralığı içinde bağlı durumlar gösterirken çift sayılı zincirler farklı bir temel durum sergiliyordu.

Böylece parçaların yalnızca türü değil, dizilişinin paritesi ve uçlar arasındaki etkileşim de ölçülen fiziksel özelliği belirliyordu.

Bu sonuç topolojik kuantum malzemeleri ve gelecekteki moleküler spin aygıtları açısından önemlidir.

Ancak fiziksel on birinci boyutun, evrensel bir zihnin veya metafizik birliğin kanıtı değildir.


Bilimden felsefeye: Benzerlik kanıt değildir

Şimdi bilimsel bulgu ile felsefi yorum arasındaki sınırı çizelim.

Vahdet-i vücud geleneğinde çokluğun daha kuşatıcı bir birlik içinde düşünülmesi, bu araştırmalarla ancak yorum düzeyinde karşılaştırılabilir.

Deneyler İbn Arabî’nin veya Sadreddin Konevî’nin metafiziğini sınamıyor.

Sicim ve M-teorisi de bugünkü dört çalışmanın doğrudan deneysel konusu değildir. Kuantum zincirlerindeki topoloji, ek uzay-zaman boyutlarının keşfi anlamına gelmez.

Türker Kılıç’ın Bağlantısal Bütünsellik yaklaşımı bakımından ise ortak bir yöntemsel ders ortaya çıkıyor:

Parçaları tanımak gerekir; ancak parçaların birlikte kurduğu ilişkisel örgüyü incelemeden sistemi açıklamak eksik kalabilir.

Beyinde yön kodu, motor davranışta başlangıç durumu, aktif maddede etkinlik gradyanı ve spin zincirinde tek-çift dizilim, bu ilkenin farklı örnekleridir.

Benim Post-Metafizik Ontoloji / Her Şeyin Felsefesi yaklaşımımda gerçeklik, birbirinden kopuk özlerin koleksiyonu değil, olayların ve ilişkilerin süreklilik kazanan ağı olarak yorumlanır.

Benlik değişmez bir çekirdekten çok örgütlü bir süreçtir. Zaman olayların ilişkisel düzeni ve deneyimidir. Yaşam, enformasyonun maddi süreçler içindeki örgütlenmesi ve öz-örgütlenmesi olarak düşünülebilir.

Bütün, parçaları yok saymadan onların toplamından farklı bir açıklama düzeyi oluşturabilir.

Burada kullandığım 11’inci boyut, doğrulanmış fiziksel bir Tanrı veya M-teorisi boyutu iddiası değildir; bütünlüğü düşünmeye yönelik ontolojik modelimin adıdır.

Bilimin doğruladıklarıyla felsefenin çıkardıklarını ayırdığımız sürece daha doğru soru şudur:

Bir sistemi o sistem yapan, parçaların kendisi mi; yoksa parçaları bir davranış bütünlüğünde birleştiren ilişkiler mi?

Yorumlar

5 üzerinden 0 yıldız
Henüz hiç puanlama yok

Puanlama ekleyin
bottom of page